Merak ederim hep, kimi saklar, hangi duyguları barındırır karşıdaki o ışık.
Ben burada bunu yaşarken o orada neyi içine atmış ola ki merak ederim her bakış içinde... Hangi kahkahayı, hangi hüznü, hangi acıyı, hangi televizyon karşısında ki sıradan akşamı..
Televizyon karşısında ki sıradan akşam... Huzurun olduğu belki de tek alan... Sıradan olduğu kadar huzurlu, huzurlu olduğu kadar sıradan.. Her ne kadar kafamızın içinde çarpışsa da izlenilen dışında kalan, elimizde ki çay, üzerimizdeki örtüyle yarına hazırlar bizi o sıradan ama huzurlu akşam...Hayatı ne kadar sıradan tutsak da, karmaşıklığını dindiremeyişimizi de sorgularım hep. Az insan, az yaşam gibi gelir bana.. Sadeleştiremedikçe içinde debelendirir durur hayat bizi. Küçük bir kasaba da bahçeli bir ev herkesin midir ki hayali? Sadeleşir mi hayatın karışık halleri... Güçlü durmaya çalışmak da zorlamıyor mu bizi... Bi durun yeter diyesi gelmiyor mu ki insanın? Ne için emek diye sormuyor mu ki insan kendine? Bundan değil mi insanların şehre hükmedeceğini düşündüğü en yüksek noktada 'seni yenecem ....' diye bağırışları:) Sanki tüm başına gelenlerin sebebi şehirlerin tıngırtısı...
O tıngırtılar ki şehirlerin capcanlı bize yansıması. Ve insanın küçük hacmiyle dünyaya başkaldırışı.... Kaybı, kazancı, hep yeniden başlayışları..
İzin vermem kimseye içimde kalsın yaşam arzusu, hiç gitmesin gözümden karşıda ki ışığın yansıyan ahusu...
Resmen ben yazmışım gibi hissettim :)) bende çok merak ederim o ışıkların kimi sakladığını ben birşeyler yaşarken.. ve şu cümle takdire şayan;
YanıtlaSil"Bi durun yeter diyesi gelmiyor mu ki insanın? Ne için emek diye sormuyor mu ki insan kendine? Bundan değil mi insanların şehre hükmedeceğini düşündüğü en yüksek noktada 'seni yenecem ....' diye bağırışları:)"
ne güzel bir yakınlık:) En güzeli ben bende beni ararken birilerinde hasıl olan benim saklanmış olmam:)
Sil