Gitmeyi sevdim işte ben... Benden ebediyete giderek yeniden gitmeleri var eden gidenlerin gitmesine dayanamadan gitmeyi... Yokluğunu gittiğime götüremeyecekmişim gibi. Aslında benim gitmem yokluğunu götürdüğümü anlamayacakların arasına girmeyi istememden..
Baktım kalarak olmuyor, ben de hep gitmeleri sevdim. Belki en iyi karede, belki en çok insan biriktirdiğim şehirde.. Olayın belki de en heyecanlı yerinde... Sevdim işte gitmeyi. Kaçmak, saklanmak değildi ki.. Yeniden başlamak. Var olduğum yerde defalarca yeniden başlamanın üstüne, beni hiç bilmeyen bir şehirde, bilinmezlikle yeniden başladım bir kaç kez bende. Yine hazırlanıyorum gitmeye... Gidemezsem ne yaparım bilmiyorum, henüz bir b planım yok benim de. Kimseleri tanımadığım bir yerde, yaşadığım acıları, sancıları bilmeyen birilerinin şehrinde hayatı izlemek istiyorum sadece. Anlatmadan, paylaşmadan yaşamın kıyısından tutup beni sürüklemesini, bıraktığı yerde peşine düşüp ömrümün o seanslarını tamamlamayı belki de... Yeniden başlamamış kim anlar ki beni? Kim bilebilir bir şehrin sana verdiği tüm hayatı bir tekmeyle kırıp döküp, yeni bir şehrin senden uzun zamanlar saklayacağı kurulu hayata kucak açmasa da başlamayı...
Kendimi kendimde bırakamaz olmuşum. Yıllarca hayata sıkı sıkıya tutununca beni bana bırakmaz olmuş o da. Hayatın merkezine oturtup, kendi hayatımın merkezini kaydırmışlar. Bazen düşünüyorum da dünyanın yörüngesi tersine mi döner hayat? Var mıdır buna engel olacak bilinmeyen bir enerjili hat? İki yörüngenin tezatlığı mıdır aslında insanın işlerinin ters gitmesine engel olan halt:) Ya da aynı yörüngeyi bulunca mı insanın bu dünyaya vedasıdır sebepler arasında en aslolan... Uzlaşmaya varacağı yok bu dünyanın içine sığınmış insan oğluylan.. Benim de hiç niyetim yok zaten dünyaya yalakalık yapıp, iyi geçinmeye çalışmaya var olmuşsam. :) Bu yazı da böyle biter gider, ne olacak sanki sonunu bağlayamamışsam:)))
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder